İçimizdeki İyi ve Kötü

Yaşlı kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyordu. Köpeklerden biri beyaz diğeri siyahtı. Çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu. O merakla, sordu dedesine: Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
“Onlar” dedi, “benim için iki simgedir evlat.”
“Neyin simgesi” diye sordu çocuk.
“Iyilik ve kötülügün simgesidir. Aynen su gördügün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onlari seyrettikçe ben hep bunu düsünürüm. Onun için yanimda tutarim onlari.
Çocuk, “Peki, hangisi kazanir bu mücadeleyi?”
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle bakti torununa.
“Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!”
Her insan egosunun geregi iyi oldugunu düsünür. Kisiliginin içinde yer alan olumsuz taraflarini pek fazla göremez. Yasadigi hayatin kosullari(zengin olan rahatliktan ve daha çok kazanma mücadelesinden fakir olan sikintilardan, ekonomik zorluklardan kurtulma mücadelesinden) kendi içine bakabilmeyi beceremez. Iste insanin içine bakabilmeyi nasil basarabilecegini düsündügüm bir anda yasadigim bir olay yazimin burasinda yer almayi sagladi. Öyle uzunu uzadiya bir olay da degil aslinda. En fazla otuz saniyede gerçeklesip bitti. Zengin iyi giyimli ellili yaslarda bir adam vapurda oturdugu koltuktan etrafina bakar ve gözüne ilistirdigi birisine:
“Çayciii! Bi açik çay getir bakayim hadi!”
…Emir telakkisi seklinde gelen siparis ve oldukça kaba bir söylem servis görevlisini sasirtsa da garibim görevli hiçbir sey söylemeden hemen adamin yanina gidip çayi servis ediyordu ki bir uyari aldi:
“Oraya koy! Kasigi ve sekeri al!” dedi bakislarini pencereden disarisini süzerek konustugu kisiye hiç bakmadan.
…(Servis görevlisi parayi aldi ve hiçbir sey söylemeden uzaklasti.)

Yukarida ki tek kisilik monolog gibi görünen konusma aslinda iki kisi arasinda geçen bir diyalogtur. Ya da baska bir deyisle iletisimdir. Vapura binen müsteri ile çay servisi yapan servis görevlisi arasinda gerçeklesen fakat izledigimde tüylerimi diken diken eden bir iletisim. Çay servisi yapan garson eminim içinden adama küfür bile etmistir. Çünkü bunu bakislarindan sezebildim. Diger adam sezemedi çünkü o esnada garsona bakmiyordu bile. Zaten hiç bakmadi. Bu olaya neden burada yer verdim? Isim geregi iletisim ile ilgili ne olursa olsun gözlemler kiyaslamalar yapar ve degerlendiririm. Bu degerlendirmeleri bazen kendi içimde özümser kisiligimin gelismesinde katki saglar mi diye düsünürüm bazen de seminerlerde dinleyicilerle paylasirim. Aslinda mahallenizdeki bakkala verdiginiz selamdan, ayni çatiyi paylastiginiz apartman komsunuza dediginiz “günaydin” sizin duygu ve düsüncelerinizin yapisini simgeleyen ögelerdir. Bunlari nasil söylerseniz o anki kisiliginiz de öyledir. Sizi hiç tanimayan bir kisiye kizgin bakisla ve keskin bir ses tonuyla söylediginiz birkaç kelime karsinizdaki kisi için sizi “asabi ve asosyal” yapacaktir. Ama siz öyle degilsiniz. Maalesef öyle olmasaniz bile o mesaji çoktan verdiniz.
Alman iletisim uzmani Prof. Dr. Albert Mehrabian’a göre, bir konusmada kullanilan kelimelerin anlaminin etkisi sadece % 7’dir. Geriye kalan % 93’lük etkinin % 55 beden dili, % 38 ses tonudur. Mimikler, el ve kol hareketleriniz konusmakta oldugunuz insanda biraktigi etkide aslan payina sahiptir. Sesin hizli-yavas, sert ya da yumusak çikmasi da ses tonunu belirler. Sizi dinleyen kisi, ses tonunuzdan sinirli, üzgün, sevinçli diye psikolojinizle ilgili varsayimda bulunur. Bu varsayim ayni zamanda karsinizdaki kiside sizin kisiliginizle ilgili intibayi da olusturur. Yani iletisimde oldugumuz kisi için biz ne söyledigimizden ziyade nasil söyledigimiz kadarizdir. Bu konudaki duyarlilik aslinda bir anlamda insanlara verdigimiz degerle de ilintilidir. Çünkü kendimizi sevdigimiz kadar iliskide olalim olmayalim diger insanlari da statü ve seviye ayrimi yapmadan sevmek esit davranmayi gerektirir.

Okumaktan zarar gelmez, oku, ama Lanet okuma!
Emek ver, kulak ver, ama hiç bir zaman Bos verme!
Rakibini geç, sinifini geç, ama hiç bir zaman Gülüp geçme!
Yaklas, konus, tanis, ama Uzaklasma!
Ev al, araba al, akil al, ama Beddua alma!
Esini sev, isini begen, asini begen, ama Kendini begenme!
MEVLANA

Hakkında
1982’de İzmir’de doğan Murat Tunalı, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden 2005 yılında mezun oldu. Akademik kariyerini Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisans yaparak devam ettirdi. Bireysel gelişim ve öğrenme psikolojisi alanındaki kariyerini kurumlara ve kişilere yönelik eğitim seminerleri vererek, çeşitli dergilerde makaleler kaleme alarak devam ettirmektedir. Eğitimci-yazar Murat Tunalı’nın yayınlanmış 7 eseri bulunmaktadır. Devamı

Yorum yazın

Start typing and press Enter to search