Kadere Verilen Sipariş, Düşünceler ve Niyetler

Ortalama bir insan günde kafasından saçma ya da usturuplu olmak üzere 60.000 düşünce geçirmektedir. Bu düşünceler beyinde görüntüler ve iç konuşmalar olarak geçmektedir. Geleceğe dair ve geçmişe yönelik olan bu düşünceler aslında niyet ve duaları biçimlendirme aracının ta kendisidir. Yani sizden çıkar ve bir yerlere istek, amaç, olmasını ya da olmamasını talep ettiğiniz sürekli yayılan bir frekans haline gelir. Bu düşünceleri, söylemleri ve niyetleri; kendinizi bir radyo olarak düşünürseniz onları da yaydığınız frekans olarak kabul edebilirsiniz. Ve inanın bana yaydığınız her düşüncenin karşılığı mutlaka er ya da geç size geri döner.
Hani ninelerimizin dedelerimizin yani eski insanlarin güzel bir temenni sözü vardir. “Allah gönlüne göre versin” derler. Iste bu söz aslinda sunu ifade etmektedir. “Kalbinden güzel frekanslar yay ki, Allah da ona göre sana karsiligini versin” Basiniza gelmesini istemediginiz bir olayi hiç söyle yorumladiginiz oldu mu? “Ben zaten biliyordum bunun benim basima gelecegini.” “Zaten böyle seyler hep beni bulur!” “Sakinan göze çöp kaçarmis, bak yine oldu.” Simdi ne demek istedigimi sanirim daha iyi anliyorsunuz.
Psikolojide negatif telkin denen bir durum vardir. Ben size su anda kirmiziyi düsünmeyin dersem ilk yapmaniz gereken sey kirmiziyi düsünmek olacaktir. Neden? Çünkü beyninize gönderdiginiz mesaj “kirmiziyi düsünme!” mesajidir. Ancak beyniniz neyi düsünmemesi gerektigini anlamasi için önce onu saptamasi gerekir. Yani reddetmek için önce reddedilecek seyin tespitini yapmak gerekir. Bu da düsünülmemesi gereken seyi düsünmeye neden oluyor. Iste negatif telkin bu oluyor. Sakar bir insanin sakarlik yapma sürecini ele alalim. Disaridan birisi, “Simdi elindekileri düsürüp kiracaksin!” Ardindan bu telkini alan kisi her ne kadar aksini yapma düsüncesinde olsa da bilinçaltindaki deneyimler ve sonrasindaki inanç durumu bunu ispatlama sürecine girecektir. Fakat kisi kendi kendisine yani beynine verdigi komutlari “kirmayacagim, düsürmeyecegim daha önce devirdigim gibi olmayacak” sekilde negatif olarak gönderir. Negatif telkini alan beyin neyi yapmamasi gerektigini bulmak için önce onun yapilmis halini düsünür. Bu düsünüs süreci daha önceki deneyimlerle daha canli ve yasanilir hale getirildiginde kisi zaten o psikolojiye çoktan bürünmüstür. Sonuçta olanlar olur ve yine sakarliginin geregini yerine getirir. Oysa kisi kendisine negatif telkin vermek yerine hayalinde olumlu deneyimleri canlandirsa ve beynine de olumlu sinyaller gönderse sakarlik psikolojisine girmeyecektir. Yani olumsuz cümleler kurmak yerine olumlu cümlelerle kendisini yönlendirse bu iç konusmalar da ispatlanmak üzere beyne mesaj olarak gidecektir. “Elimdekileri masaya birakacagim, saglikli adimlar atabilirim, son derece dengeliyim” gibi mesajlar hem içinde riski barindirmiyor hem de olumsuz tecrübeleri çagirmiyor. Bu sayede sakarlik yapma ihtimali olan kisinin gözünde eski olumsuz deneyimleri canlanmiyor. Basimiza gelen kötü olaylari bu baglamda degerlendirirsek aslinda biz farkinda olmadan kendimize siparis etmis oluruz. Bunun zamanini sürecini takip etmeksizin ama mutlak bir yerlerde söylemis, düsünmüs ve niyet etmisizdir. Isterseniz söyle bir hatirlayalim.

Çocukluk dönemimizde; yolda bir köpek görmüsüzdür. Yanindan geçmek zorundayiz ancak korkuyoruz. “Ya havlarsa!” “Ya isirirsa!” “Ya bana dogru gelirse!” Veeee, sonunda istemediginiz sey tabii ki gerçek oluyor. Köpek size ve gözlerinize bakar sanki söyle düsünür, “Hey! Buraya bak! Sen tam benim korkutacagim türden birisin. Harrrrr!”
Gençlik dönemimizde; okulda sinav olacagiz. Aksamdan itibaren beynini tirmalamaya baslar olumsuz düsünceler. “Çok çalistim ama sanki hepsini unutacakmisim gibi geliyor.” “Ya bilmedigim yerlerden çikarsa sorular!” “Ya sabah uyanamaz da geç kalirsam okula!” “Ya hoca beni kopya çekerken yakalarsa!” Iste bütün bu düsünceler ismarlanmis bir siparis gibi kurgulanir ve ne kadar istemesen de gelir seni bulur. Eminim su anda bu satirlari okurken yasadiginiz tecrübeler ve anilar gözünüzde canlaniveriyordur. Eminim kendi kendinize tebessüm ediyorsunuzdur.
Gençlik sonrasi dönem; Artik okul bitti. Is basvurusu yapmissindir. Mülakata gelmissin. Tabi senle birlikte bir sürü kisi var. Her ne kadar kendini alistirsan da bu konuda deneyimin yoksa, “dilin tutulacak, kekeleyeceksin ise alinmayacaksin, seni begenmeyecekler” korkusu benligini kaplayiverir. Maalesef bir sekilde bu da gerçek olur. Bütün bunlari topladigimizda, gözden geçirdigimizde söyleyebilecegimiz tek sey ortaya çikiyor. “Aklimiza gelen basimiza gelmis.” Ancak bu durum bu kadar basit degil. Aklimiza gelen her sey neden basimiza gelmiyor diyebilirsiniz. Örnegin, “ihmmm su anda aklima ilk gelen sey milli piyangodan büyük ikramiyenin bana çiktigidir. Neden bu durum en kisa zamanda basima gelmiyor?” denebilir. Birincisi basimiza gelen olaylarin basimiza gelme sürecini gözlemlersek bu süreç geçmisteki tecrübelerin referansiyla desteklenir. Ikincisi hayal gücümüz yardimiyla defalarca beynimizde o deneyimi tekrarlar ve yasariz. Üçüncü adimda ise bunu o kadar yogun yapariz ki farkinda olmadan dillendiririz. Her ne kadar istemesek de söyleriz. Dördüncü ve son adim ise dillendirmenin akabinde yaptigimiz hareketler, davranislar ve eylemler uzun veya kisa vadede aklimiza gelen olaya hizmet eder. Bu hizmet süreç içerisinde direkt ya da dolayli olarak arzu edilen sonuca gitmede önemli rol oynar.

3 D Mantigi
Su anda farkinda olmadan basimiza gelen olaylarin aslinda bizim tercihimiz sonucunda istemesek de bizim verdigimiz siparis sonucunda olustugunu biliyoruz. Peki, böyle bir durum varsa bunu aleyhimizde çalisiyorken lehimize dönüstüremez miyiz? Tabi ki evet! Tek yapmaniz gereken dogru zamanda ve dogru yerde dogru siparisleri vermek. Bir lokantada masaya bir seyler yemek üzere oturdugunuzda siparisi vereceksiniz. Çorba söylemek gerektigi yerde dondurmanin olmadigini kabul edersek caniniz dondurma istedi diye dondurma siparisi veremezsiniz. Size getirilecek alternatifleri göz önünde bulundurarak siparis verebilirsiniz. Ancak caniniz dondurmayi çok istiyorsa yemeginizi yer ve ardindan tatliciya gider dondurmanizi orada yersiniz. Yok, olmaz ben dondurmayi bu lokantada yemekten önce istiyorum derseniz sartlari zorlamis olursunuz. Sayet gücünüz ve prestijiniz bunun için uygunsa bir sekilde garsonu tavlar ve onu size disaridan dondurma almaya ikna edersiniz. Bu ekstraya girer. Yani beklediginiz hesabin çok üzerinde bir hesap ödersiniz. Bu nedenle “dogru yerde, dogru zamanda dogru siparisi” vermek durumundasiniz. Buna 3 D mantigi diyebiliriz.
Simdi diyelim ki ben, günümüzün yani 2010 yili sartlari baz alindiginda ayda 1.000 TL geliri olan bir adamim. Haftanin 6 günü gittigim ve günümün 10 saatini harcadigim bir isim var. Sabah saat 8:30 ile aksam 18:30 arasinda mesaideyim. Yalnizca pazar günüm bos. O da tatil günüm oldugu için dinleniyorum. Böyle bir yasantim varken siparisimi su sekilde veriyorum. “Bir arabam olsun. Bir evim olsun. Mutlu bir ailem olsun. Ayda da çok degil 5.000 TL kazanayim. Yani orta sinif bir hayatim olsun.” Gördügünüz gibi bu hayaller gelir seviyesi belli bir limitin altindaki neredeyse herkesin kurdugu türden hayallerdir. Inanin bana ekonomik özgürlügünü elde edememis her 10 kisiden 9’u hep böyle bir hayali kurar. Haklilar da. Iyi ama haksiz bir durum varmis gibi konusuyorum. Evet. Ortada haksiz bir durum var. Siparisi vermekte sorun yok. Lokantaya oturunca herkes siparisi verebiliyor. Siparis gelmeme nedeni garsonun size bakip bu siparislerin karsiligini ödeyemeyeceginizi biliyor olmasidir. Tabiî ki siparis gelmeyecektir. Tabi ki bu sartlarda istedigim ev, araba ve su andaki maasin 5 kati olan aylik gelirim hesabima yatmayacaktir. Eger istediginiz seyin olmasini istiyorsaniz siparisi verirken bedelini ödemeye hazir olmalisiniz. Aldiginiz nefes, attiginiz adim ve yasadiginiz her deneyim istediginiz kaderden talep ettiginiz hayata hizmet ediyor olmalidir. Yoksa sizin için de sans, sayisal lotodan büyük ikramiye çikmasi anlamina gelecektir. Dogru yerde, dogru zamanda dogru siparisi vermeniz dilegiyle…

Hakkında
1982’de İzmir’de doğan Murat Tunalı, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden 2005 yılında mezun oldu. Akademik kariyerini Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisans yaparak devam ettirdi. Bireysel gelişim ve öğrenme psikolojisi alanındaki kariyerini kurumlara ve kişilere yönelik eğitim seminerleri vererek, çeşitli dergilerde makaleler kaleme alarak devam ettirmektedir. Eğitimci-yazar Murat Tunalı’nın yayınlanmış 7 eseri bulunmaktadır. Devamı

Yorum yazın

Start typing and press Enter to search